Accueil / Fuaf / Yolun İçinden Bir Tanıklık – Servet Demir

Yolun İçinden Bir Tanıklık – Servet Demir

Tarih ve Deneyim Yazı Dizisi

Federasyonumuzun dününü, bugününü ve yarınını kapsayan kapsamlı bir “FUAF Tarih ve Deneyim Yazı Dizisi” baslatiyoruz.

Bu çalışmanın amacı, Fransa Alevi hareketinin 40 yıllık birikimini; emek veren, yol açan, kurumlaşma süreçlerine yön veren başkanlarımızın kendi tanıklıklarıyla kayıt altına almak ve gelecek kuşaklara aktarmaktır.

Bu yazı dizisi, bugüne kadar 11 dönem boyunca başkanlık görevini üstlenmiş tüm başkanlarımızın katkılarıyla, her hafta sırayla yayımlanacaktır. Bu çalışma, hem tarihimizi görünür kılacak hem de hareketimizin sürekliliğine büyük bir değer katacaktır.

Biyografi :

Servet DEMIR

Ben Sivas ilinin yağmurluseki köyünde 1956 yılında dünyaya geldim. Koçgiri bölgesine ait Kürt ve Alevi köyüdür. 7 yasına kadar köyümüzde yaşadım. İstanbul Okmeydanı semtinde Amcamın oğlu Muzaffer ve Baba annemle birlikte küçük bir odada ilk okula başladım. Türkçe bilmiyordum. Hatta bu yüzden Okul müdürüne müdür bey dediğimden dolayı güzel bir dayak yedim.ilk, ortaokul ve lise eğitimini İstanbul’dan tamamladım. Üniversite eğitimi için Fransa’nın Strasbourg kentine geldim. Sosyoloji bölümüne başladım. Çok sevdiğim Irene Melikoff ve Kasım Yeşilgül ile tanıştım. Fransız ve Türkiye komünist partilerine üye oldum. Türkiyeli İşçiler Birliğinin kurucu genel sekreteri oldum. Amaç Fransa’da ki Türkiye topluluğun eşit haklara kavuşmasını sağlamak ve Fransa demokrasi güçleriyle buluşturmayı. Fransa Komünist Partisinin çıkardığı aylık İşçinin Dostu gazetesinin redaktörlüğünü yaptım. 1980 yılınızı gerçekleşen askeri faşist darbesinden sonra Türkiye’den gelen politik sığınmacılar dayanışma hareketine ve Türkiye demokrasi hareketiyle ciddi dayanışma eylemliliklerinde bulundum. Aynı zamanda üniversite eğitiminde Göç hareketi üzerinde yüksek lisans tezini ve Sorbonne Üniversitesinde Türkiye Turizminin Türkiye ekonomisindeki yeri ve rolü konulu Doktora tezimi bitirdim. Secours Popüler Français kurumunda merkez yöneticiliğini yaptım.İki yüz çocuğu Fransa’ya getirerek tatil yapmalarından belirleyici rol aldım. Türkiye de oluşan depremlerde büyük dayanışma hareketlerinden yer aldım. Sivas Madımak katliamından sonra Alevi hareketi içinde yer aldım. Fransa Alevi Birlikleri Federasyonunu kurduk. Dört dönem Genel Başkanlığını yaptım. Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonunun kurucu genel sekreterliği görevini yaptım. Türkiye Alevi-Bektaşi Federasyonunun Genel Başkan yardımcılığını yaptım. Evli Silvan ve Dilara’nın babasıyım. Robin ve Edan isimli iki torunum var. Ağırlıklı olarak eşim Özlem ile Ayvalık’ta yaşıyorum. Şimdi ise Alevi toplumunun gelişimi ve yüzleşme konusu üzerinde bir belgesel üzerinde çalışıyorum. Daha hatırladığım anılarım elbetteki çalışmalarım var. Özet olarak üç göçü yaşamış bir halkin cocuguyum.

BİZE GEREKLİ OLAN ORTAK AKIL, ORTAK DURUŞ, ORTAK HAREKET ETMEKTİR.

DAVA İNSANLIK DAVASIDIR

Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu uzun süren bir çalışma neticesinde kurulmuştur. 

Emeği geçen tüm canlara minnet ve teşekkürlerimi saygıyla arz ederim.

Kuruluş sürecinde çok farklı zorluklarla karşılaştık. Devletler, istihbarat kurumları, birbirinden farklı siyasi akım ve görüşler, aynı zamanda içimizdeki olumsuz unsurlar farklı biçimlerde sürece etkide bulunmuşlardır.

Alevi yol öğretisi ve düsturlarına bağlı kalarak bu süreci elimizden geldiğince olumluya çevirmeye gayret ettik ve bunu da başardık.

Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu’nun iki temel ilkesi Alevi hareketinde belirleyici olmuştur.

İlki, Alevi kurumlarının ve toplumsal dinamiklerinin birleştirilmesine yönelik çalışmalar; ikincisi ise popülizmden uzak, bilgiye ve entelektüel birikime önem vererek eylemlilik göstermesidir.

Alevi öğretisinin tarihe bakışı

Yaşamın temelini oluşturan hava, su, toprak, ateş Alevi öğretisinde kutsaldır. Alevi inancı yaşamı kutsar. Evrendeki tüm varlıkların birlikteliğine inanır. Doğaya saygılıdır. Kâmil insanı, kâmil toplumu savunur. Rızalık Şehri kuramıyla insanların barış içinde, eşit koşullarda birlikte yaşamasını savunur. Şiddete ve savaşlara karşıdır. Bütün inançlara saygılıdır. İnsanlar arasında renk, ırk ayrımı yapmaz, ötekileştirmez. Yetmiş iki millete bir nazarla bakar. Halklar ve kültürler arasında dostluğu, kardeşliği, eşitliği ve dayanışmayı bir düstur olarak kabul eder ve yaşar. Her türlü haksızlığa karşıdır. Biat kültürünü reddeder. Kadının toplumda eşitliğini savunur. Alevilere yönelik katliamlara rağmen kin ve düşmanlık gütmez.

Kısacası barış, Alevi öğretisinin mihenk taşıdır. Alevi tarihi ve Alevi yol önderlerinin yaşamı buna tanıktır.

Alevi öğretisinin kuramcıları olan pirlerin, uluların, velilerin, ozanların yaşamları ve duruşları buna örnektir. Kerbela’da Yezid’e ve taraftarlarına biat etmeyen, haksızlığa karşı direnen Hz. Hüseyin; derisi yüzülen Hallâc-ı Mansur ve Nesimi; barışı sembolize eden, güvercin donuna giren, aslanla ceylanı birlikte kucaklayan Hacı Bektaş-ı Veli; Hınzır Paşa’ya boyun eğmeyen, “Bende bu yayladan Şah’a giderim” diyen Pir Sultan Abdal; ulu ozanların deyişleri; Alevi cemlerindeki ritüeller; Cumhuriyet tarihinde haksızca idam edilirken “Sizin oyunlarınızla başa çıkamadım. Bu bana dert oldu. Ben de sizin önünüzde eğilmiyorum. Bu da size dert olsun.” diyen Seyit Rıza; insanı Hakk’ın varlık deryası olarak gören Âşık Daimi; “Benim sadık yârim kara topraktır.” diyen Âşık Veysel; Mahsuni Şerif’in dillendirdiği deyişler ve türküler barışın, eşitliğin, kardeşliğin ve dayanışmanın ifadesidir. Haksızlığa karşı duruştur.

Böylesine insani, eşitlikçi ve doğacı bir inanca sahip bir toplumun barışa karşı durması düşünülemez. İnsanların ölmesini, doğanın tahrip edilmesini ve sosyal felaketleri önleyen barışa Aleviler taraftır ve taraf olmaya devam edeceklerdir. Aleviler, toplumsal barışın bir dinamiği ve savunucusudur.

Alevi öğretisi ve savunucuları tarih boyunca katliamlara, asimilasyonlara, sürgünlere ve baskılara maruz kalmış, tarihsel kıyımlar yaşamıştır. Buna karşın Alevi öğretisi ve Aleviler tarihsel duruşlarını bozmamış, mağdurların ve toplumsal vicdanın sesi olmuşlardır. Bu anlamıyla Alevilik öğretisi ve Alevi toplumu, toplumsal ilerlemenin bir dinamiği ve gücü olmuştur. Kendini yenileyen ve geliştiren Alevilik öğretisi dinamik bir öğretidir. Bu özelliğiyle toplumsal belleğin sesi olmuş; estetik değerlerin, sevginin, hoşgörünün, eşitliğin, toplumsal adaletin ve barışın taşıyıcısı olmuştur. Toplumlardaki ilerici güçlerin musahibi olmuş, halk edebiyatının farklı dallarının yaratıcısı ve geliştiricisi olmuştur.

Neticede Aleviler tarih boyunca “öteki” olarak konumlandırılmış, inançları heterodoks ilan edilmiş ve çoğu zaman güvenlik sorunu olarak görülmüştür. Osmanlı dönemindeki katliamlar, Cumhuriyet döneminde yaşanan dışlanma, katliamlar ve görünmezlik politikaları Alevi toplumunun kolektif hafızasında derin izler bırakmıştır. Bu tarihsel travmalar, günümüzdeki tehditlerin yalnızca yeni biçimler aldığını; özünde ise süreklilik taşıdığını göstermektedir.

Alevi toplumu ve kurumlarına yönelik tehlikeler

Alevilere yönelik saldırılar, ötekileştirme, bölme ve marjinalleştirme çabaları giderek artmaktadır. Alevi öğretisi kirletilmeye çalışılmaktadır. Bu saldırıların boyutları, AKP hükümetlerinin yürüttüğü ayrımcı politikalarla doruk noktasına ulaşmıştır. Bu yaklaşım, son yıllarda Suriye’de Alevilerin katledilmesinde de görülmektedir.

Alevi toplumlarının yoğun olarak yaşadığı coğrafyalardaki iktidar sahipleri ve bağlı güçler; Alevilere yönelik yalnızlaştırma politikaları, demokratik hak arayışlarını bastırma, Alevi örgütlerini bölme ve etkisizleştirme, Alevi hareketinin bağımsız duruşunu silikleştirme, ilerici demokratik güçlerle bağlarını koparma operasyonlarıyla Alevi toplumunu ve inancını yok etme çabalarını ısrarla sürdürmektedir.

Alevi hareketine yönelik bu olumsuz politikalar, devletler ve hükümetler tarafından uygulanırken; diğer yandan Alevi hareketi içindeki “taşeronlar” kullanılarak yok etme ve yok sayma çabaları da derinleştirilmektedir.

Amaç; Alevi dinamiklerini ve örgütlülüğünü dağıtmak, etkisizleştirmek, Aleviliği asimile etmek, yalnızlaştırmak ve Alevi toplumunu atomize etmektir. Alevi toplumunun kimlik ve demokrasi mücadelesini engellemek, Alevi kurumlarını ve kadrolarını karşı karşıya getirerek Alevi hareketini zayıflatmak ve kurumsallaşmasını önlemektir. Alevi toplumu ve örgütlülüğü bu yıkıcı senaryolara defalarca tanık olmuştur.

Gün; Alevilere yönelik bu politikaları ve senaryoları boşa çıkarma ve başarısızlığa uğratma günüdür.

Alevi dinamiklerinin amacı; taleplerimizi güncelleyerek hayata geçirmek, Alevi kimliğimiz için ülkemizde ve yaşadığımız bölgelerde demokrasi ve barışın sağlanması için harekete geçmektir. Birliğimizi güçlendirmek, Alevi hareketinde kurumsallaşmayı ve demokratik işleyişi sağlamak, Alevi öğretisini korumak, sürdürmek ve üzerindeki tozları temizlemektir. Eğitim çalışmalarına, sanatsal ve inançsal projelere ağırlık vermek; Alevi felsefesi ve öğretisiyle ilgili değerleri öne çıkararak toplumlarla buluşturmaktır.

Bölgemizde ve dünyada Alevi toplulukları ve kurumları arasındaki ilişkileri güçlendirerek birliğimizi daim kılmaktır. Birlikte hareket ederek Alevi toplumunun ve kurumlarının taleplerini ve beklentilerini ivedilikle hayata geçirmektir. İnsanlık ve doğa için yararlı tüm inançlarla, çevreci ve ilerici güçlerle bağ kurmaktır. Evrensel değerler için Alevilikte kardeşlik ve dayanışmayı ifade eden musahiplik ruhu ile hareket ederek insanlık davası için mücadele etmektir.

Alevi kurumlarımızda rızalık duygusu, dayanışma, paylaşımcılık, şeffaflık ve her düzeyde katılımcılık temel düsturumuz olmalıdır.

Alevi hareketinde yeniden yapılanma bir zorunluluktur

Demokratik Alevi hareketi son otuz–otuz beş yılda önemli kazanımlar elde etmiştir. Bu kazanımlar neticesinde Alevi toplumu, kimliğinin tanınması ve taleplerinin dile getirilmesi konusunda önemli aşamalar kaydetmiştir. Alevilik hem ulusal hem de uluslararası platformlarda kabul görmüştür.

Ancak bu yaygın örgütlenme yatay olarak genişlemesine rağmen tüm dinamikleri kucaklayacak bir güce dönüşememiştir. Alevi toplumunun önemli dinamikleri bu yapıların dışında kalmış, kurumların temsiliyet gücü zayıflamış ve ilerlemenin önü zaman zaman tıkanmıştır.

Yasal nedenlerle farklı isimler altında ortaya çıkan Alevi kurumları, dava için kurumsal birlikteliği sağlayamamıştır. Alevi toplumunun birliği yalnızca kurum temsilcilerinin ortak beyanlarıyla değil; farklı dinamiklerin aynı doğrultuda harekete geçebilmesiyle mümkündür.

Her şeyden önce öğretimize uygun olarak rızalığa dayalı Alevi dinamiklerini belirlemek ve yola hizmet ettirmek gerekir. Yeniden yapılanma, modern ideolojilerle değil, yolumuzun değerleri üzerine inşa edilmelidir.

Bunun için:

Acilen mevcut Alevi kurumları, yaşadığımız ülkelerde tek çatı altında buluşturacak yasal düzenlemeler yapılmalıdır. Cem ve meydan muhabbetlerindeki gibi doğrudan demokrasi ilkesi çerçevesinde temsil meclisleri oluşturulmalıdır.

Alevi aydınları, kanaat önderleri ve kültür-sanat emekçileri bu sürece doğrudan dâhil olmalıdır. Bu, bir yola hizmet davasıdır.

Alevi kurumlarının politik dağınıklığına son verilerek toplumun rızalığına dayalı diplomatik ve politik girişimler süreklilik kazandırılmalıdır.

Sonuç olarak: Kurumlarımız toplumun rızalığını alan, güven veren yapılara dönüşmelidir. Kurumlarımız ve temsilcilerimiz bu yolun hizmetkârı ve aracısı olmalıdır.

DAVA İNSANLIK DAVASIDIR.

Servet Demir

07.01.2026 – Ayvalık

Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipiscing elit. Ut elit tellus, luctus nec ullamcorper mattis, pulvinar dapibus leo.

Étiquetté :
0 0 votes
Évaluation de l'article
S’abonner
Notification pour
guest
0 Commentaires
Le plus ancien
Le plus récent Le plus populaire
Commentaires en ligne
Afficher tous les commentaires
0
Nous aimerions avoir votre avis, veuillez laisser un commentaire.x