Fransa Alevi Hareketi: Görünmezlikten Güçlü Temsiliyete
Bazen bir toplumun hikâyesi rakamlarla değil, direnciyle yazılır. Bazen bir inancın gücü, en çok da susturulmak istendiği zamanlarda kendini gösterir. Fransa’daki Alevi toplumunun son yıllarda yazdığı hikâye tam da böylesi bir hikâyedir: görünmez kılınmak istenen bir inancın, onurlu ve örgütlü bir varoluşa dönüşmesinin hikâyesi.
Bu yol kendiliğinden açılmadı. Bu yol; canlarımızın dayanışmasıyla, YOLarkadaşlarımızın emeğiyle ve Alevi öğretisinin yüzyıllardan süzülen vicdanıyla adım adım örüldü. Her Cem’de, her Semah’ta, her dayanışma halkasında büyüyen bir irade vardı: boyun eğmeyen, susmayan, Alevice duran bir irade.
Bugün Fransa’da Alevi toplumu artık yalnızca bir göçmen topluluğu değildir. İnancını, kültürünü ve tarihsel hafızasını koruyarak bulunduğu toplumun demokratik hayatına katkı sunan güçlü bir toplumsal özne haline gelmiştir.
Strasbourg’da Avrupa Parlamentosu’nun önünde on beş bin canın aynı meydanda Cem olması ve Semah dönmesi yalnızca bir buluşma değildi. O gün Avrupa’nın kalbinde yükselen şey bir ritüel değil, bir hakikat idi. Semahın dönen halkasında yalnızca bedenler değil, tarih dönüyordu. Pirlerin sesi, ozanların nefesi ve Alevi yolunun kadim ışığı Avrupa’nın taş duvarlarına çarpıp yankılanıyordu.
Bu yankı bize şunu hatırlattı: Görünmez sanılan bir toplum aslında her zaman vardı. Yeter ki kendi sesini duyuracak cesareti bulsun.
Strasbourg Zénith’te düzenlediğimiz “Aşk Ola” ve Paris’teki görkemli Palais de Congrès’de gerçekleştirdiğimiz “Doğa Aşkına” buluşmaları, Alevi toplumunun Fransa’daki görünürlüğünün ve ortak emeğinin en güçlü sembollerinden biri haline geldi. Onlarca yıllık bir emeğin, sabrın ve örgütlü mücadelenin kutlamasıydı bu. Cumhurbaşkanlığı ve bakanlıklar düzeyinde kabul görmek ise Alevi toplumunun artık yalnızca kültürel bir topluluk değil, aynı zamanda demokratik bir muhatap olarak kabul edildiğinin göstergesiydi.
Bugün geriye dönüp baktığımızda Alevi hareketinin Fransa’da üç temel sütun üzerinde yükseldiğini görüyoruz: kurumsallaşma, eğitim ve diplomasi. Bu üç alan yalnızca bugünün kazanımlarını değil, yarının umutlarını da taşıyor.
Ancak hiçbir kurum, gençlerini geleceğe hazırlamadan kalıcı olamaz. Bu nedenle en büyük sorumluluklarımızdan biri Alevi öğretisini yeni kuşaklara aktarmaktır. Çünkü YOL yalnızca anlatılan bir miras değil, yaşanan bir hakikattir. Gençlerin bilinciyle büyümeyen bir inanç zamanla sessizleşir; fakat bilinçli gençlerle buluşan bir inanç yeniden filiz verir.
Bugün Fransa’da artan Alevi Kültür Merkezleri ve kurumlarımızın kendi mekânlarına kavuşması, bu filizlenmenin somut göstergeleridir. Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu’nun dünyanın birçok yerinde saygıyla takip edilen bir kurum haline gelmesi ise bu ortak emeğin en güçlü sonuçlarından biridir.
Elbette bir topluluğun içinde farklı görüşler olacaktır. Bu, hayatın ve demokrasinin doğasıdır. Fakat unutulmamalıdır ki Alevi örgütlenmesi kişilerin değil, bir toplumun ortak vicdanının adıdır. İç çekişmelerin bu büyük yürüyüşün önüne geçmesine izin vermek, yalnızca kurumlara değil, Alevi tarihine de haksızlık olur.
Önümüzdeki dönemin en önemli görevi ise genç kuşakların toplumsal ve siyasal hayatta daha etkin rol almasını sağlamaktır. Bizim hedefimiz başkalarının bize nasıl müdahale edeceğini konuşmak değil; Alevilerin haklı taleplerini siyasetin, üniversitelerin ve demokratik kurumların içine taşıyacak güçlü bir bilinç yaratmaktır.
Yarın Fransa’da ve Avrupa’da Alevileri temsil edecek diplomatlar, akademisyenler, siyasetçiler ve kanaat önderleri bugünün gençleri arasından çıkacaktır. Alevi hareketinin gerçek sıçraması da işte o gün yaşanacaktır.
Öte yandan Türkiye’de yaşanan gelişmeler Alevi toplumu açısından kaygı verici bir tabloyu da beraberinde getiriyor. Tarihin farklı dönemlerinde karşımıza çıkan tekçi ve asimilasyoncu anlayışın farklı biçimlerde sürmesi, Alevilerin hafızasında derin izler bırakmaktadır. Toplumu ötekileştiren dil ve “kindar ve dindar nesil” söylemleri bu kaygıları daha da büyütmektedir.
Fakat Alevi tarihinin bize öğrettiği bir gerçek vardır: Baskı karşısında susan değil, direnen bir inançtır Alevilik.
Bu nedenle geleceğe bakarken en büyük güvencemiz yine kendi örgütlülüğümüz, dayanışmamız ve YOL’dan aldığımız ilhamdır. Güçlü kurumlar, bilinçli gençler ve Alevice bir vicdan; işte Alevi toplumunun yarınını inşa edecek üç temel güç budur.
Çünkü bir toplum ancak hafızasını koruyabildiği ve örgütlü kalabildiği sürece var olur.
Gelecekte toplumumuza yönelebilecek tüm tehlikelere, güçlü bir örgütlenmeyle karşı koyabilme bilinci ve sorumluk duygusuyla, sizleri selamliyorum.
Ozanlarımızın, Pirlerimizin ışığı yolumuzu aydınlatsın,
Hızır yardımcımız olsun.
Aşk-ı muhabbet ve saygılarımla.
Erdal Kılıçkaya







