Marignan AKM’de Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Paneli Gerçekleştirildi
25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü kapsamında Marignan Alevi Kültür Merkezi’nde anlamlı bir panel düzenlendi. Panel, kadına yönelik şiddetin toplumsal, psikolojik ve kuşaklar arası boyutlarını ele alırken; çözüm yolları üzerine de kapsamlı bir tartışma zemini sundu.
Ev sahibi Marignane AKM Eşit Başkanı Şenay Şengül, açılış konuşmasını yaparak tüm konukları içtenlikle selamladı ve programın akışı hakkında kısa ve bilgilendirici bir paylaşımda bulundu.
Geniş Katılım
Panele, Fransa Alevi Birlikleri Federasyonu (FUAF) adına Eşit Başkanlar Erhan Aydın ve Semra Ayyıldız, Genel Sekreter Ali Rıza Akyol, Basın Yayın Sorumlusu Alexandre Özdemir, Kültür–Sanat–Doğa–Sağlık Sorumlusu Kasım Sarıkaya, Fuaf saymanı Selma Uncucan, Orta Bölge eşit balkani Şengül Zorlu, Güney Bölge eşit balkanları Kemal Akbal ve Nurgül Tok katıldı.
Ayrıca UFAF Basın Yayın Sorumlusu Eva Özdemir, UFAF Güney Bölge Sorumlusu Zehra Keskin ve Güney Bölgesi Yol ve Erkan Sorumlusu İsmail Keskin de panelde hazır bulundu.
Açılış ve Erkan
Panel, saygı duruşu ile başladı. Açılış konuşmasını yapan Zehra Keskin, 25 Kasım’ın tarihsel ve toplumsal önemine vurgu yaparak, kadına yönelik şiddetin yalnızca bireysel değil, toplumsal bir sorun olduğunun altını çizdi.
Alevi inancı doğrultusunda meydan aydınlatması ve erkan ile devam eden programda; hakikat, adalet ve insan onuruna dair güçlü mesajlar paylaşıldı. Okunan deyiş ve nefeslerle birlikte, şiddetsiz bir toplum özlemi dile getirildi.
Panelin ana eksenini; aile içi şiddetin görünmeyen nedenleri, çocukluk döneminde yaşanan duygusal ihmalin bireylerin ruhsal gelişimi üzerindeki etkileri, şiddetin kuşaklar arası aktarımı ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin şiddeti besleyen yapısal boyutları oluşturdu. Panelde yapılan eğerlendirmelerde, kadına yönelik şiddetin yalnızca bireysel bir sorun olmadığı, erken yaşta maruz kalınan duygusal ihmal ve travmaların ilerleyen yaşamda şiddet davranışlarına zemin hazırlayabildiği vurgulandı.
Avukat Ayşe Acınıklı
Panelde konuşan Avukat Ayşe Acınıklı, kadına yönelik şiddetin yalnızca fiziksel şiddetle sınırlı olmadığını vurguladı. Aynı ev içinde yaşanan psikolojik baskı, küsmeler, manipülasyonlar, kontrol ve değersizleştirme davranışlarının da şiddetin bir parçası olduğunu ifade etti. Cinsel şiddet, ekonomik şiddet, dijital şiddet ile birlikte flört şiddeti ve ısrarlı takibin günümüzde giderek yaygınlaştığını belirtti.
Kadın cinayetlerinin politik bir şiddet biçimi olduğunun altını çizen Acınıklı, devletin en temel görevinin yaşam hakkını korumak olduğunu, ancak Türkiye’de bu sorumluluğun yerine getirilmediğini söyledi. Kadın-erkek eşitliğinin anayasal bir ilke olmasına rağmen, mevcut iktidarın kadınları kontrol ederek toplumu şekillendirmeye çalıştığını ve “makbul kadın” anlayışını dayattığını dile getirdi.
Cezasızlık politikalarının, yargı ve kolluk güçlerinin yetersizliğiyle birlikte kadına yönelik şiddeti ve kadın cinayetlerini teşvik ettiğini belirten Acınıklı, bu nedenle kadına yönelik şiddetle mücadelenin aynı zamanda siyasi bir mücadele olduğunu vurguladı.
Türkiye’nin CEDAW ve İstanbul Sözleşmesi gibi uluslararası sözleşmelere taraf olmasına rağmen bu yükümlülükleri uygulamadığını ifade eden Acınıklı, İstanbul Sözleşmesi’nden hukuka aykırı şekilde çekilmenin hukuk devleti ilkesine aykırı olduğunu hatırlattı. Kadına yönelik şiddetin önlenmesinin ancak güçlü yasalar, etkin uygulama ve kadın dayanışmasıyla mümkün olacağını belirterek konuşmasını tamamladı.
Eva Özdemir
UFAF Basın Yayın Sorumlusu Eva Özdemir, konuşmasında “Kadın, kadının yurdudur” vurgusuyla dayanışmanın önemine dikkat çekti. Kadınların birbirine her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyduğunu belirten Özdemir, bu yaklaşımın erkeklerin toplumsal sorumluluğunu azaltmadığını, aksine erkeklerin rolünün şiddetle mücadelede belirleyici olduğunu ifade etti.
Erkeklerin, baba, eş, kardeş ve yol arkadaşı olarak çocukların ve toplumun gelişiminde önemli bir rehberlik rolü üstlendiğini dile getiren Özdemir, özellikle baba–çocuk ilişkisinin bireyin gelecekte kuracağı ilişkiler üzerinde belirleyici olduğuna dikkat çekti. Çocukların, babalarıyla kurdukları sağlıklı bağ sayesinde ileriki yaşamlarında daha güçlü ve bilinçli bireyler olarak yetişebileceğini vurguladı.
Konuşmasında şiddetin kaynağına da değinen Özdemir, kadına yönelik şiddetin kadınlardan değil, erkek egemen zihniyetten beslendiğini ifade ederek, çözümün yalnızca sonuçlarla değil, nedenlerle mücadele etmekten geçtiğini belirtti. Bu kapsamda erkeklere yönelik eğitim çalışmalarının ve bilinçlendirme panellerinin dernekler bünyesinde yaygınlaştırılması gerektiğini vurguladı.
“Bataklık kurutulmadan sineklerle mücadele etmek çözüm değildir” diyen Özdemir, erkeklerin kendilerini geliştirebilecekleri, özgürce ifade edebilecekleri alanlar yaratılmasının önemine işaret etti.
Konuşmasının devamında kadınlar arasındaki rekabet kültürüne de değinen Özdemir, kadınların tarihsel olarak güzellik, başarı, annelik ve toplumsal onay üzerinden birbirleriyle kıyaslanmaya zorlandığını belirtti. Bu rekabetin bireysel değil, erkek egemen sistem tarafından üretilmiş ve öğretilmiş bir davranış biçimi olduğunu vurguladı.
Medya, diziler ve sosyal medyanın bu kıyaslama kültürünü beslediğini ifade eden Özdemir, rekabetin kadınları özgürleştirmediğini; aksine kadınlar arası dayanışmayı zayıflattığını belirterek, çözümün rekabetten dayanışmaya geçmekten geçtiğini söyledi.
Nurgül Tok
FUAF Güney Bölge Eşit Başkanı Nurgül Tok, konuşmasında Güney Bölge’de eşit başkanlık görevini Kemal Akbal ile birlikte yürüteceklerini belirterek, etkinlikte emeği geçen herkese teşekkür etti.
Kadına yönelik şiddet konusunu yalnızca erkek şiddeti üzerinden ele almanın eksik kalacağını ifade eden Tok, kadınların da zaman zaman farkında olmadan kendilerine ve birbirlerine baskı uygulayabildiğine dikkat çekti. Erkekler arasında da şiddete maruz kalan bireyler olduğunu vurgulayan Tok, şiddetin her türüne karşı ortak bir bilinç geliştirilmesi gerektiğini dile getirdi.
Konuşmasında özgürlük kavramına da değinen Tok, kadınların önce zihinsel olarak özgürleşmesi gerektiğini belirterek, “Kendimizi değiştirmeden toplumu değiştiremeyiz” vurgusunda bulundu. Kadınların hayata daha güçlü tutunabilmesi ve çocuklarını özgür bireyler olarak yetiştirebilmesi için kamusal alanda daha görünür olmalarının önemine işaret etti.
Kadınların dernek çalışmalarına yeterince katılmadığını ifade eden Tok, Alevi Kültür Merkezlerinin yalnızca erkeklerin değil, kadınların da aktif olarak yer alması gereken alanlar olduğunun altını çizdi. Kadınların ev dışına çıkmasının, birbirleriyle iletişim kurmasının ve dayanışmayı büyütmesinin önemini vurguladı.
Bölgede çok sayıda kadının yaşamasına rağmen etkinliklere katılımın düşük olmasının düşündürücü olduğunu belirten Tok, bu durumun değişmesi gerektiğini ifade etti. Kadınlara çağrıda bulunan Tok, grup mesajları, duyurular ve davetlerin daha dikkatle takip edilmesini, iletişimin güçlendirilmesini istedi.
Konuşmasının sonunda, kadınların sorunlarını paylaşabilecekleri mekanizmaların mevcut olduğunu hatırlatan Tok, kadın komisyonları ve bölge yöneticilerinin her zaman ulaşılabilir olduğunu belirtti. Güney Bölge’de yapılacak çalışmalarda daha fazla kadını yan yana görmek istediklerini ifade eden Tok, dayanışma ve ortak üretim çağrısıyla konuşmasını tamamladı.
Çağlar Mimtaş
“Güney Bölgesi Genel Sekreteri Çağlar Mimtaş, gençlik örgütlenmesini daha aktif hâle getireceklerini açıkladı. Gençler için bir anket düzenleyerek onların sorunlarını ve taleplerini ortaya koyacaklarını, bu doğrultuda gençliğe yönelik etkinlikler ve eğitim seminerleri gerçekleştireceklerini belirtti.”
Semra Ayyıldız
FUAF Eşit Başkanı Semra Ayyıldız, konuşmasında kadına yönelik şiddetin yalnızca fiziksel boyutuyla değil, aile içinde sessizce gelişen psikolojik ve duygusal süreçlerle birlikte ele alınması gerektiğine dikkat çekti. Şiddetin farklı coğrafyalarda benzer biçimlerde ortaya çıktığını belirten Ayyıldız, dilinin değişse de kök nedenlerinin ortak olduğuna vurgu yaptı.
Ayyıldız, şiddetin çoğu zaman görünmez ihmallerle başladığını; bakışlar, suskunluklar ve değersizleştirmelerle derinleştiğini ifade etti. Özellikle çocukluk döneminde yaşanan duygusal eksikliklerin bireyin yetişkinlikte kurduğu ilişkileri doğrudan etkilediğini belirterek, kız çocuklarının baba figürüyle kurduğu ilişkinin özgüven ve değer algısı açısından belirleyici olduğunu vurguladı.
Erkek çocuklarının ise duygularını bastırmaya yönlendirildiğini ifade eden Ayyıldız, duygularını ifade edemeyen bireylerin ilerleyen yaşamlarında öfke ve suskunluk arasında sıkışabildiğine dikkat çekti. Bu durumun bireysel bir karakter meselesi değil, toplumsal bir duygu eğitimi eksikliği olduğunun altını çizdi.
Konuşmasında aile içi ihmalin yıkıcı etkilerine de değinen Ayyıldız, evlerin yalnızca fiziksel şiddetle değil; duyulmayan sözler, görülmeyen emekler ve önemsenmeyen duygular nedeniyle de çatırdadığını ifade etti. Toplumda “yanlış seçim” olarak tanımlanan birçok ilişkinin, aslında geçmişte yaşanan duygusal yaraların bir yansıması olduğunu belirtti.
Şiddetin kuşaklar arası sessiz bir aktarım yoluyla yeniden üretildiğini vurgulayan Ayyıldız, bugünün şiddetinin geçmişte biriken suskunlukların sonucu olduğuna dikkat çekti. Bu nedenle çözümün yalnızca hukuki düzenlemelerle değil, aile içindeki iletişim ve duygu paylaşımıyla mümkün olabileceğini ifade etti.
Konuşmasının sonunda, şiddeti önlemenin evlerin içinde başladığını vurgulayan Ayyıldız; çocukların duygu dünyasının güçlendirilmesi, erkeklerin duygularını ifade edebilmesi ve kadınların aile içindeki varlığının güçlendirilmesi gerektiğini belirterek, toplumsal dönüşüm çağrısıyla konuşmasını tamamladı.
Erhan Aydın
FUAF Eşit Başkanı Erhan Aydın, konuşmasında federasyon olarak Fransa’nın farklı bölgelerinden gelerek Marignan’da bir araya geldiklerini belirtti. Kadına yönelik şiddetle mücadele kapsamında, Fransa Alevi Kadınlar Birliği’nin organize ettiği bu anlamlı etkinlikte yer almaktan duydukları memnuniyeti dile getiren Aydın, federasyon yöneticileriyle birlikte güçlü bir dayanışma sergilendiğini ifade etti.
Aydın, federasyonun farklı bölgelerden temsilcilerinin katılımıyla gerçekleştirilen bu buluşmanın yalnızca bir panel değil, aynı zamanda ortak düşünme ve karar alma sürecine zemin hazırlayan önemli bir adım olduğunu vurguladı. Uzun bir aradan sonra yüz yüze bir araya gelmenin, “can cana, cemal cemale” muhabbet etmenin önemine dikkat çekti.
Özellikle pandemi süreci sonrasında toplumsal bağların zayıfladığına değinen Aydın, bu tür buluşmaların Alevi toplumunun geniş bir aile olarak yeniden güçlenmesine katkı sunduğunu belirtti. Sorunların, sıkıntıların ve beklentilerin ancak bir araya gelinerek, karşılıklı muhabbet ve diyalog yoluyla aşılabileceğini ifade etti.
Konuşmasının sonunda, FUAF’ın bundan sonraki yol haritasının ve çalışmalarının, üyelerle ve kurumlarla birlikte ortak akıl temelinde şekilleneceğini vurgulayan Aydın, katılımcıları program sonrasında da birlikte muhabbet etmeye ve dayanışmayı büyütmeye davet etti.
Şengül Zorlu
FUAF Orta Bölge Eşit Başkanı Şengül Zorlu, konuşmasına etkinliğe yalnızca bir yönetici kimliğiyle değil; önce bir insan, bir kadın ve bir yoldaş olarak dayanışma amacıyla katıldığını ifade ederek başladı. Kadına yönelik şiddetin, tüm toplumu insanlığıyla yüzleştiren derin ve ortak bir yara olduğuna dikkat çekti.
Alevi inancında kadın ve erkeğin bir bütün olduğunu vurgulayan Zorlu, kadının yaşamın nefesi olduğunu belirterek, bir kadının incinmesinin toplumun tamamını yaraladığını ifade etti. Kadınların sesinin kısılmasının, toplumsal vicdanda büyük bir eksiklik yarattığını dile getirdi.
Zorlu, düzenlenen panelin yalnızca bir etkinlik değil; şiddete karşı ortak bir çağrı ve “artık yeter” deme cesareti olduğunu vurguladı. Şiddetin karanlığına karşı birlikte bir ışık yakmanın önemine dikkat çekerek, bu mücadelenin ancak dayanışmayla güçleneceğini ifade etti.
Konuşmasında, yıllardır özellikle kadınlara susmayı ve kabullenmeyi dayatan “doğduğun ev kaderindir” anlayışını reddettiklerini belirten Zorlu, kadınların doğdukları aile ya da içinde bulundukları koşullarla sınırlandırılamayacağını vurguladı. Kadınların eğitim alma, çalışma, kendi yaşamlarına dair kararlar verme ve şiddetsiz bir hayat sürme hakkının temel bir insan hakkı olduğunu ifade etti.
Kadınların sıklıkla “çocuklar için katlan”, “yuvanı bozma” ve “el âlem ne der” gibi baskılayıcı söylemlerle susturulduğunu dile getiren Zorlu, bu yaklaşımın şiddeti sona erdirmek yerine kuşaklar arası bir döngü yarattığını belirtti. Çocukların en temel ihtiyacının şiddetsiz ve güvenli bir ortamda büyümek olduğunu vurguladı.
Şiddetle mücadelenin yalnızca kadınların değil; devletin, kurumların, sivil toplumun ve bireylerin ortak sorumluluğu olduğunu ifade eden Zorlu, şiddeti normalleştiren dilin terk edilmesi, erken yaşta eşitlik bilincinin kazandırılması ve mağdurların yalnız bırakılmamasının hayati önem taşıdığını söyledi.
Konuşmasının sonunda, panelde dile getirilen her sözün ve atılan her adımın kadınlara “yalnız değilsin” mesajı verdiğini belirten Zorlu, hiçbir kadının yaşadığı şiddeti kader olarak kabul etmek zorunda olmadığını vurgulayarak, “Kadınlar susmak zorunda değildir, şiddet normal değildir” sözleriyle konuşmasını tamamladı.
Panel muzik dinletisi ve deyislerle sona erdi.







